20 Haziran 2013 Perşembe

ayrı kaldığın sevdiğinin seni özleyip araması için sana tekrar muhabbetle yaklaşması için rabbin en güzel isimlerinden şu esmaları her gün 1000 defa tekrar eden muradına nail olur 

ya alimül ya habirül ya hakimül ya mübinül ya hadi ya allamül guyub

okumaya bir defa besmele ile başla okumayı bir oturuşta bitir ve enaz bir hafta tekrarında bulun 
21 gün 38 kere eşiniz yatarken veya yapabiliyorsanız uyanıkken işaret parmağınızla onu gösrerip Huturin Hutişin( 38 ) deyip sonra bu ismin sahipleri filan oğlu veya filan kızı falanın iradesini bana ver deyip niyet ediyorsunuz.
Pamuk ıplığı alıyorsunuz 40 santım kadar uzunluk olabılır bır düğüm yap düğümü sıkmadan dudaklarına yaklaştır ayetlerı okurken nefesın düğümün ıçınden geçecek şekılde bır fatıha oku bır ayetel kursu oku üç ıhlas üç tebet oku okunmuş ayetı kerımelerle fılancanın kalbini kendime bağladım11 kez yaparsın.
Dua Nedir?
Dua kelime olarak; çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek, Allah’a karşı yalvarış, Allah’tan hayır ve rahmet dilemek gibi anlamlara gelir. Kur’an-ı Kerim’de ise; kimi ayetlerde ibadet[1] , kimilerinde yardım istemek[2] , kimilerinde de talep[3] manalarında kullanılmıştır.
Istılah manası olarak ise dua; kulun, bir şeyin olmasını veya olmamasını, gerekli şart ve edeplerine uygun olarak, acz ve ihtiyacını ifade eden bir dille, Allahu Teâla’dan istemesidir.

KUR’AN’DA DUÂ

Kur’an-ı Kerim’de dua ile ilgili bir çok ayet bulunmaktadır. Konuyla ilgili ayetlerin bir kısmında peygamberlerin ve salih insanların dualarından bahsedilirken, diğer bir kısmında da insanların Allah’a dua etmeleri emredilmiş, duanın usûlü, adab ve tesiri üzerinde durulmuştur. Bunlardan bazıları şöyledir:
“Kullarım sana beni sorunca (haber ver ki;) işte ben muhakkak yakınım. Bana dua edince, ben o dua edenin davetine icabet ederim. O halde onlar da Bana hakkıyla iman etsinler ki, maksatlarına ulaşabilsinler.”[4]

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, size icabet (ve duanızı kabul) edeyim.”[5]
“De ki: Dua ve ilticanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?”[6]

PEYGAMBERİMİZİN SÜNNETİNDE DUÂ

Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ı zikretme hususunda yaratılmışların en üstünü idi. Sükût edip susması da, konuşması da Allah'ı zikretmesiydi. Dua onun hayatında adeta bir yaşam tarzına dönüşmüştü. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem birçok hadislerinde duanın önemini belirtmektedir. Bu hadislerden bazıları şunlardır:
“Rabbimiz hayâ ve kerem sahibidir. Kulu kendine el kaldır(ıp yalvar)dığı vakit onun iki elini boş çevirmekten haya eder.”[7]
“Dua rahmet kapılarının anahtarı, mü’minin silahı, dinin direğidir. Dua ibadettir, ibadetin özüdür.”[8]
“Kim şiddet(li hadiseler) ve sıkıntı(lı zamanlar)larda duasını Allah’ın kabul etmesini severse, iyilik (ve bolluk) vakitlerinde duayı çok yapsın.”[9]

YAHUDİLİK VE HRİSTİYANLIKTA DUÂ

Yahudilikte günlük, haftalık, yıllık dua ve ibadetler vardır. Günde üç defa dua zamanı bulunmaktadır. Bunlar; sabah, öğleden sonra güneş batıncaya kadar olan zaman ve akşamdır. Bu günlük dualar, tek olduğu gibi mabedde de toplu olarak yapılabilir. Dua esnasında eski ahitteki kitaplardan parçalar okunur. Hahamların kendilerine has kıyafetleri vardır. Yahudiler ayakları bitiştirmek, diz çökmek, baş eğmek, elleri göğe doğru açmak ve Kudüs'e yönelmek suretiyle dua ederler.
Hristiyanlıkta da günlük, haftalık ve yıllık dualar vardır. Sabah ve akşam yapılan dualar için tespit edilmiş bir vakit yoktur. Toplu ibadeti papazlar ve diğer ruhaniler idare ederler. Duada İncil ve ilahiler okunur. Dualar diz çökerek ve yerlere kapanarak olur. Bu, duanın konusuna bağlıdır. Hristiyanlıkta dua, Tanrı'ya ulaşma, O'nu tanıma ve vicdanın sesi olarak nitelendirilir.

PSİKOLOJİK ve RUHSAL YÖNDEN DUÂ

Duanın çok yönlü psikolojik etkileri, gerek teorik gerekse tecrübî gözlemler seviyesinde açıklığa kavuşmuştur. Samimi inanç sürdüğü sürece, kişi üzerinde duanın etkisi kesin ve mutlaktır. Duanın gerçek etkisi dua fiiliyle teselli bulmadadır. Dua ile insan iradesi Allah'ın iradesine uyar ve ona tabi olur.
Dua, kişide iradî bir canlanmaya yol açarak her şeyden önce sıkıntıyı ortadan kaldırır. Durumlar ve olaylar üzerine büyük bir estetik güç ve etkiye sahip kılar. Dua sayesinde eşyanın anlamı gittikçe artan bir şekilde keşfedilir. Dua, kişide zihnî, manevî ve ahlakî güçlerin daha iyi kullanılmasına, yücelip güçlenmesine, ümit ve inancın canlanmasına, endişe, sıkıntı ve korkunun yatışmasına ve kişiliğin en üst derecede bütünleşmesine imkan sağlayan bir etki gücüne sahiptir.
Hatırdan hiç çıkarmamak gerekir ki, ruhun da beden gibi birçok ihtiyaçları vardır. Tatmin edilmemiş sonsuz istek ve arzularımız şuur altına atılarak, bizde umulmayan zamanlarda çeşitli buhranlara, çeşitli iç sıkıntılara yol açar. Dua ile en gizli, en mahrem duygularımızı dile getirir, içimizi boşaltır, ümidimizi kuvvetlendirir, korkularımızı hafifletiriz. İçimize eşsiz bir rahatlık verir, gerginlikleri gideririz. Duasız bir insan, ışıksız bir mahzene benzer. Dua ile kendimizi Allah'a daha yakın hissederiz. Duasız insan, yalnızlığın karanlık hapsi içinde çırpınan bir zavallıdır. Dua ile benlik davranışlarını aşabiliriz. Çünkü dua; engel ve uzaklıklar tanımaz, zaman ve mekânlar ona engel olamaz. Dua ile sonsuz aczimizi yüce Allah'ın sonsuz kudretine bağlama saadetine ereriz. Dua ile ruh gücünü kanatlandırırız. Duada kendi gücümüzle değil, Allah'ın sonsuz gücüyle meydan okuruz.

SAĞLIK AÇISINDAN DUÂ

Tarih boyunca duanın bedensel ve ruhsal hastalıklar üzerinde çok büyük tesiri olduğu bilinmektedir. Bir çok din psikoloğu, duanın mükemmel bir tedavi vasıtası olduğunu belirlemiş bulunmaktadır.
Bedensel rahatsızlıkların tedavisinde de duanın, şifa ile sonuçlanan olumlu etkileri meydana getirdiği, bilimsel gözlemlere dayalı olarak ileri sürülmektedir. Esasen, her türlü hastalığın tedavisinde, gerek hasta, gerekse hekim açısından önem taşıyan hususların başında, şüphesiz ki; "hastanın maneviyatını güçlendirme ve moralini yükseltme" gelmektedir. Birçok ağır vakalarda, inançlı ya da tecrübeli hekimler, hastalarına öncelikle dua etmelerini tavsiye etmektedirler.

Şimdiye kadarki gözlemlerden anlaşıldığına göre büyü, özellikle ip, saç, tırnak, elbiseler vs den yararlanılarak yapılır Büyüde en önemli faktör, büyü yapanın kalbini bağlaması, yapacağı işin tesir edeceğine inanması ve şeytandan yardım dilemesi ve nefes olayıdır

Büyü yapmak haramdır ve günah bakımından bu işi yapanla, sebep olan arasında çok fazla bir fark yoktur Büyücünün kazancı da, büyücüye verilen para da haramdır!





İslam dinine göre büyü yapmak haramdır Kur’anı Kerim’deki hükümlerden büyü öğretmenin, öğrenmenin ve yapmanın, şirk ve küfür olduğunu anlamaktayız





Allah Resulü (asm), yedi büyük günah arasında büyü yapmayı da saymış, büyü yapanın Allah’a şirk koşmuş olacağını bildirmiştir Bir kişi, büyücülerin her şeyi yapabileceğine inanırsa, Allah'a şirk koştuğundan kâfir olur






Büyü nedir?


Kur’anı Kerim’de büyü ile ilgili olarak en geniş bilgi Bakara Suresi’nin 102 ayetinde verilmektedir 


Bu ayette Cenab-ı Hakk, şöyle buyurmaktadır:


"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular Hâlbuki Süleyman asla kâfir olmadı. Fakat o şeytanlar kâfir oldular Çünkü insanlara sihri ve Babil'de Harut ile Marut isimli iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı Hâlbuki o iki melek : ‘Biz ancak bir imtihan için gönderildik, sakın büyü yapmaya cevaz verip de kâfir olma’ demedikçe bir kimseye öğretmezlerdi İşte bunlardan kişi ile karısını ayıracak şeyler öğreniyorlardı fakat Allah'ın izni olmadan bununla hiç kimseye zarar verebilir durumda değillerdi Onlar, kendilerine zarar verecek, faydası dokunmayacak bir şey öğreniyorlardı Andolsun ki, onu her kim satın alırsa, ahirette onun bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Fakat karşılığında canlarını sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu bilselerdi!"

Yukardaki ayetten, büyü öğretmenin, öğrenmenin ve yapmanın, şirk ve küfür olduğunu anlamaktayız Yüce Allah’ın buyruğuyla Babil toplumuna indirilen Harut ve Marut adlı iki melek, halkı aydınlatarak şirk ve küfürden, sihirbaz kâfirlerin şerrinden korumak, tevhidi hâkim kılmak amacıyla istismar yoluyla büyünün de kendisine dayanılarak yapıldığı “bilgi”yi öğretmişlerdi Bilgi haram değil, ancak bunun istismar edilmesi, şirk ve küfre alet edilmesi haramdır



Daha sonraları şeytanlar/Yahudiler, sırf kendi uydurmaları olan sihri/büyüyü ve Babil'de Harut ve Marut adlı iki meleğe indirileni, insanlara ve o zamanki İsrailoğulları'na saptırmak maksadıyla öğretiyorlardı Fakat kaydettiğimiz gibi o iki meleğe indirilen şey, aslında bir sihir değil, fakat fesat ehlinin elinde küfre vesile olabilecek bir bilgi iken, şeytanlar bunu yalnızca sihir yapmak için öğretmişlerdir Halbuki Harut ile Marut bunu öğretecekleri zaman "Biz bir fitneyiz, bu öğreteceğimiz şeyler fitneye müsaittir, kötüye kullanılması da küfürdür Sakın sen bunu sihir yapmada kullanıp da küfre girme!" demedikçe ve bu yolda nasihat etmedikçe kimseye bir şey öğretmemişlerdi 

Dini örfte sihir, sebebi gizli olmakla, gerçeğin zıddına tahayyül olunan, gözbağcılık, yaldızcılık, şarlatanlık, yaldızcılık, hilekârlık tarzında cereyan eden bir şey demektir Mahiyetinde esrarengiz gizli sebep ve incelik; dış görünüşünde cazibe, hile ve kötü niyet vardır Bizzat ilahi irade ile meydana gelen olaylardan değildir Ortaya konulabilmesi için teşebbüs edilmesi gerekli özel bir sebebi vardır. 
Sihir/büyü, İslam'ın kesin olarak yasaklayıp reddettiği bir inanç ve işlem olup tabiat kuvvetleriyle insanlara bir takım etkilerin yapıldığı söylenen ilkel bir anlayış ve olgudur.

Sihrin temeli, imansızlık, ahlâksızlık ve aldatmaktır. Sihirbazlar, çeşitli ilimlerden, edebiyattan, felsefeden, teknolojiden, hatta tabiattaki garip ve acaib yaratılışlardan sû-i istimaller ve istismarlar yaparak yararlanmasını bilirler. 

Not : Büyünün mahiyetini anlayabilmek için öncelikle cinlerin özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Çünkü, büyü yaptığını iddia eden insanlar bu işte cinleri kullandıklarını ileri sürmektedirler. (Konu hakkında sitemizeki "Cinlerin Gerçek Özellikleri! İnsanlar ile evlenebilirler mi? İnsanın damarlarına girerek, onları hasta edebilirler mi?" başlıklı makaleye bakınız)

Büyünün tarihçesi ve İslam’da büyünün hükmü
Büyü ve büyücülüğün tarihi, insanlık tarihini kadar eskidir ve Keldanîler zamanına kadar uzanır. Babil’de yani bugünkü Irak’ta yaşayan Keldanîler, astronomi ve astrolojide çok ileri gitmişlerdi. Keldanîler'de, büyü, her yere dağılmış olan perilerin tabiat olaylarını meydana getirdikleri inancına dayanıyordu. 

Sihir ve sihirbazlar tarihinin ikinci bölümünü de, Mısır’da Firavun’un sihirbazlarıyla Hz. Musa arasında geçen olaylar meydana getirmektedir. Kur’anı Kerim’de haber verildiği üzere (Araf, 7-116; Tâhâ, 20-66) Mısır sihirbazları da halka karşı esrarengiz bir şekilde gözbağcılık yaparlar, hayali şeyleri gerçekmiş gibi gösterirlerdi.
Yahudilik'te ise büyü, çok revaçtaydı. Her türlü harikalar, şöhret bulmuş itikatların bütünü Yahudilik'te mevcuttu. Büyü Yahudiler arasında yayıldığı gibi hiçbir millet arasında yayılmadı.


İslam dinine göre büyü yapmak haramdır. Allah Resulü, yedi büyük günah arasında büyü yapmayı da saymış, büyü yapanın Allah’a şirk koşmuş olacağını bildirmiştir. Yine, büyüye inanan ve doğruluğunu tasdik eden kimselerin Cennet’e giremeyeceğini haber vermiştir. 

Büyünün İslamî hükmü şöyle verilmiştir: Eğer yapılan büyü, küfrü gerektiriyorsa, bunu yapanın küfre gireceği açıktır. Yine yapılan sihirdeimanın şartlarından birini inkâr etmek varsa, o büyü küfrü gerektirir. Mesela birisi, büyücülerin her şeyi yapabileceğine inanırsa, Allah'a şirk koştuğundan kâfir olur. 
Kur'an-ı Kerim, bize büyücülerin şerrinden Allah'a sığınmamızı öğretmiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur: "Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden Allah'a sığınırım de" (Felak Suresi 4). Hz. Musa ve sihirbazlar hakkında nazil olmuş olan bir âyet de şöyledir: "Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz." (Taha suresi :69) 


Büyü yapanlar bunu nasıl yapmaktadır?


Sihir/Büyü, etkilemek, tesir altına almak anlamına gelir. Gönüllere ve bedenlere tesir etmek, insanı hasta yapmak, karı ile kocanın arasını açmak amacıyla ortaya konulan bazı düzenlere sihir veya büyü denilmiştir. Sihir ya da büyünün şerrinden Yüce Rabbimize sığınılması emredilmiştir. Büyü, yapılışında ilmi bir hakikate dayanıyorsa tesiri vardır, yoksa asılsız bir hurafeden ibarettir

Şimdiye kadarki gözlemlerden anlaşıldığına göre büyü, özellikle ip, saç, tırnak, elbiseler vs.den yararlanılarak yapılır Büyüde en önemli faktör, büyü yapanın kalbini bağlaması, yapacağı işin tesir edeceğine inanması ve şeytandan yardım dilemesi ve nefes olayıdır Nefes etme üflemektir ki, tükürüklü veya tükürüksüz olabilmektedir. Büyü yaparken kutsal kitaplardan birtakım bölümler okunmakta, üflenmektedir. Büyücüler, yapılacak büyüye göre günün ve ayın farklı zamanlarını seçmektedirler Ancak şunu unutmamalıdır ki, gerçek bir Müslüman böyle şeylerden medet ummaz ve bu tür şeylerle meşgul olmaz. Büyü yapmak haramdır ve günah bakımından bu işi yapanla, sebep olan arasında çok fazla bir fark yoktur. Büyücünün kazancı da, büyücüye verilen para da haramdır 

Sihrin tesiri

Büyünün tesiri konusunda Elmalı Tefsiri’nde şu bilgiler verilmektedir:
Sihrin en büyük tesiri ruhlar üzerindedir; sihri yapanlar fikirleri bozar, kalbleri çeler, ahlâkı perişan eder, toplumların altını üstüne getirir 

Sihir yapanlar, Allah'ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremez. Çünkü gerçek tesir, ne sihirde, ne sihirbazda, ne tabiatta, ne ruhta, ne yerde, ne gökte, ne şeytanda, ne melektedir Hakiki müessir ancak ve ancak Allah'dır Fayda ve zarar denilen şey de ancak O'nun izni ile meydana gelir O halde her şeyden önce insan Allah'dan korkmalı ve Allah'a sığınmalıdır ve bunlara karşı koymak için de Allah'ın kitabına sarılmalıdır

Sihrin asıl zararı, başkalarından çok yapanlaradır. Bu kimseler ömürlerini nasıl çirkin şeylerle geçirdiklerini bilmezler


Medeniyet, fikirleri celbetmek için sihir kullanıyor
Bediüzzaman, Kur’an-ı Kerim’e karşı muarazada aciz kalan şimdiki medeniyetin Kur’an’a karşı sihirleriyle muaraza ettiklerini belirtiyor:
“Şahıslar, cemaatler muârazasından âciz kaldıkları Kur’ân’a karşı, bütün nev-i beşerin ve belki cinnîlerin de netice-i efkârlarıolan medeniyet-i hazıra (şimdiki medeniyet), Kur’ân’a karşı muâraza vaziyetini almıştır; i’câz-ı Kur’ân’a karşı, sihirleriyle muâraza ediyor”

Ancak, Hz. Mûsâ’nın (a.s.) asası sihirbazların sihirlerini yuttuğu gibi, Kur’ân’ın i’câzı da o sihirleri yutup o sihirbazları mağlup ediyor. Risale-i Nur’da ispat ettiği gerçeklerden anlıyoruz ki, şu medeniyet:
• Kur’ân’ın i’câz ve galebesine karşı mağluptur
• Kur’ân’a karşı hakikat noktasında mağluptur
• Kur’ân’ın, sosyal hayata ait prensiplerine karşı mağluptur
• Şu medeniyetin hikmeti, felsefesi ve edebiyatı âcize; Kur’ân’ın hikmeti, hükümleri ve belâğati mu’cizedir
Medyumlar,ruhsal amaçlar için kullanılırlar.Fizik ve eterik dünyalar arasında bağ görevi görürler yani,ruh yada öte alem ile haberleşmeyi sağlayan kimselerdir.Her yanımızdan enerjiyle çevriliyiz.Bu enerji fizik plandan ayrılmış olanların düşüncelerini ve işlerini içinde bulundurmaktadır.Trans halinde bulunan bir medyum işte bu radyasyonları alabilecek durumdadır.Bu radyasyonları değişik mesajlar şeklinde biz bedenlilere iletebilmektedir.Trans durumundaki bir medyum evrensel eterdeki etkileri alarak sözlü,yazılı veya hareketlerle fizik dünyadakilere anlatır. 
Mantal ve fiziksel olmak üzere 2 çeşit medyum vardır.Mantal medyum,trans halindeyken bedenini ruhsal kullanıma sunar.Fizik medyum ise,müzik,resim de dahil olmak üzere elleri ve kollarıyla pek çok şey sergiler.Bazı medyumlar ilettikleri haberin daha açık olması için kristal küre,fincan,şahsın avuç içi gibi araçlar kullanabilirler. Parapsikologlar medyumluk yeteneğinin,evrensel eterden yansıyan tesirlerin algılanmasıyla bağlantılı olarak,gayrı-şuurdaki güçlerin bir sonucu olduğunu söylerler.Fizik alemde bulunan fanilerin koruyucuları ve rehberleri olarak kabul edilen eterik varlıklar 'ruhsal rehberlerdir'.Bu bedensiz rehber varlıklarla ilgili genel teori şudur: Bedeniyle bağlantısını kesen bir ruh, bedensiz yaşamına, görülmeyen alemde yada başka bir boyutta devam eder.Medyumlar bu varlıklarla bağlantı kurar. 
Genellikle medyumlar bazı trans hallerinde başka bir kişiliğe bürünerek(kimi zaman bilmediği bir dilden de konuşarak)bilgi verebilir.Bu gibi durumlarda gözlemlere göre,medyumun sesinden başka yüz hatları bile değişir.Trans halinin çeşitli seviyeleri vardır.Hafif transta medyum ne yaptığının bilincindedir.Kısmi transta medyum şuuraltından gelen emirlere boyun eğme eğilimindedir ve fonksiyonlar otomatiktir. Otomatik yazıyla ilgili ilginç bir husus da,bir çok otomatik yazı medyumunun uzun çalışma ve yazdıklarını analizden sonra bunların kendi şuur altlarının ürünü olduğunu anlamaları olmuştur.Özellikle sağlıkla,önemli doğum günleri ve yıldönümleriyle ilgili haberler bu türdendir.Kuşkusuz bunların arasında doğrudan doğruya bedensiz bir varlıktan verilmiş bulunanlar da yok değildir.Medyumlar,beşer üstü bir kaynaktan gelen tesirlere aracılık yapan güçlü bir radyasyon ileticisinden başka bir şey değildir.Rehber varlıklarımız bize hayatımızın sonuna kadar koruma ve yardım amacıyla rehberlik etmektedirler.Hayatımız boyunca bedenli oldukları zamanlarda bize yardım edenlerin,bedensiz hale geçtikleri zaman da bu ilgilerini sürdüreceklerini kabul etmek hiç de zor değildir.
İspiritizmacıların anlayışına göre insan ruhu bir maddi olan ve "perisprit" denen evrensel akışkandan doğan iki kısımdan meydana gelir. Birbirinden ayrılmayan bu iki unsurun en yüce mükemmelliğe erişmeden önce çeşitli yollardan geçmesi gerekir. Bu yolların herbirinde tenleşme, gelişme ve tenleşmeden kurtulma aşamaları yeralır. Tenleşme ruhun bir insan bedeni içinde yeniden doğmasıdır. Ölüm gerçekleştiği zaman ruh bedenden sıyrılır ve tenleşmeden kurtulunmuş olur ama ruh kendisini dünyasal alanlarda esir tutan perisprit ile kuşatılmış haldedir. Ruh bu durumda iken canlılar ve maddi eşya üstünde akışkancasına bir etkide bulunur ve yeniden tenleşinceye kadar "medyumlar" aracılığı ile dile gölür. İspiritizma her insanın daha önce bir varlığı olduğunu ileri sürer. Ve bunun kanıtı olarka da "Hatırlama" olayını gösterir. Ayrıca bu insanlara çeşitli ispiritizmacı gruplarına göre değişiklik gösteren bir ahlak anlayışını da ekler. Canlılarla bu ruhlar arasında ilişki kurabileceğini ileri sürer. ( B.K. Medyum )

İspiritizma herzaman bir tartışma konusu olmuş ve samimi ispiritizmacıların yanısıra şarlatanlar da ortaya çıkmıştır. İspiritizma başka bir isim altında ölmüşlerin anılması yönünden çok eski zamanlara varan bir davranışı sürdürmekten başka birşey yoktur. XIX. yy. ın ortasıbda doğmuş olan ispiritizmanın ilk belirtileri önce Hydesville metodist Fox ailesinde (1848) ve Rochester'da (ABD) görüldü. Quaker'ların inançlarına uygun düşen ispiritizma belirtileri hızla çoğaldı. 1853 yılında Birleşik Amerika'da binlerce medyumun bulunduğu bilinmektedir. İspiritizmaya çoğunlukla A. Jackson Davis "Trans" halinde yazmış olduğu tabiatın ilkeleri adlı kitabını 1847 de yayınladı. Alan Kardic büyük gürültülere yolaçan Le Livre des Esprits (Ruhların Kitabı) adlı eserini 1857 de yayınladı. B. Amerika'da da Robert Hare, hakim Edmondos Daniel Deouglas Home İngiltere'de Miss Hayden ve Almanya'da Ksadov ispiritizmanın belli başlı yayıcıları ve sunucularıdır.
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!